Prof. Tahsin BAKIRTAŞ: KÜRESEL EKONOMİK GERÇEKLİĞE KARŞI DÜŞÜK FAİZ İNADI - 2022

Prof. Tahsin BAKIRTAŞ: KÜRESEL EKONOMİK GERÇEKLİĞE KARŞI DÜŞÜK FAİZ İNADI – 2022



Tüm dünyada önemli sorun haline gelen enflasyon olgusuna karşı, gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülke parasal sıklaştırma önlemlerini artırmış, sıfır hatta olumsuz seyreden nominal ürem oranlarını yükseltmişlerdir ve gelecekte de yükseltmeye devam edeceklerdir. Bu süreç, dünyanın ekonomik büyümesinde bir yavaşlama olacağını ortaya koymaktadır.

Son zamanlarda küresel gelişme ile alakalı yavaşlama eğilimleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Bir taraftan Şanghay ve diğer bazı büyük şehirlerin karantinalarının da tesiri ile Çin ekonomisinin 2. çeyrekte negatife dönen büyümesi, diğer yandan Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan sürecin devam etmesi Avrupa ekonomisini oldukça fazla etkilemesiyle, giderek resesyon olasılığının artması ve Amerika ekonomisinin 2 çeyrek büyümesinin olumsuz gelmesi dünya GSYİH’nın çok büyük kısmını gerçekleştiren ülke yahut bölgelerin durgunluğa doğru yöneldiğini ortaya koymaktadır. Bu dönemi gören IMF ekonomistlerinin tahminleri de aşağı doğru küresel gelişme rakamlarının revize edilmesidir. IMF’in, son olarak güncellemesinde, küresel büyümenin 2021’de %6,1’den 2022’de %3,2’ye ve 2023’te %2,9’a keskin bir halde yavaşlayacağını tahmin etmektedirler.

Küresel büyümedeki yavaşlama, emtialara yönelik daha düşük talep ve dolayısıyla daha düşük fiyatlar anlamına gelmektedir. Diğer taraftan başta Amerika Merkez Bankası FED, İngiltere Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası olmak üzere para politikasını sıkılaştırdıkça, gerçek ürem oranları kaçınılmaz halde artacaktır. Reel faiz oranlarındaki artış ise emtia fiyatlarını aşağıya doğru yöneltecektir. Nitekim başta bu merkez bankalarının ürem artırımına gitmesi ve parasal sıklaştırma önlemlerinin arttığı yazları emtia fiyatlarında düşmenin gerçekleşmesi tesadüfi değildir. Çünkü emtia fiyatları ile faiz oranları arasında nedensellik ilişkisi laf konusudur. Bu ilişki tek başına küresel büyümenin yavaşlaması ile emtia fiyatlarının düşeceği ilişkisi değildir. Bundan da öte, aşırı finansallaşan dünya ekonomisinde reel ürem oranlarının düzeyi, GSYİH’dan bağımsız halde emtia fiyatlarını etkilemektedir.

Teorik çerçevede, faiz oranı emtianın taşıyıcı bir maliyeti olarak kabul edilir. Yani faiz oranındaki bir artış, firmaların yığın tutma talebini azaltır ve dolayısıyla emtia fiyatını düşürür. Faiz oranın stoklar üstündeki bu tesirinin yanında emtia üzerinde başka etkileri de vardır. Bunların başında tükenebilir bir emtia için, ürem oranındaki bir artış bugün elde etme dürtüsünü artırdığı için mevcut arzı artırır. Diğer yandan “finansallaştırılmış” emtialar için ürem oranındaki bir artış, kurumsal yatırımcıları emtia varlık sınıfından Hazine bonolarına geçmeye teşvik eder. Son olarak da uluslararası ticareti yapılan bir emtia için, yurtiçi gerçek faiz oranındaki bir artış, emtianın yerli para birimi fiyatını düşürmeye emek harcayarak yerli paranın reel olarak değerlenmesine niçin olur.

Küresel ekonomideki nominal faiz artışlar ve parasal sıklaştırma önlemleri ile küresel boyutta enflasyonun düşme eğilimine girme olasılığı reel faiz oranlarını da olumlu etkileyecektir. Bu da yavaşlayan küresel iktisat ve düşme eğilimine giren emtia fiyatlarını ortaya çıkma olasılığını gündeme getirebilecektir. Özellikle petrol ve gıda fiyatlarında düşme olasılığı söz konusu olmakla beraber, hayattaki mahalli savaşların artma eğilimi bu durumu riske sokmaktadır.

Küresel ekonomideki olası bu gelişmelere karşı, Türkiye’de Merkez Bankası faiz artırımı değil, ürem düşürmeye devam ediyor. Faizlerin düşmesi milli paranın değer yitirmesini sağlayarak, internasyonal rekabet pozitif yanları ile ihracat artışı hedeflenmektedir. Diğer taraftan Merkez Bankası’nın makro ihtiyati tedbir kararlar çerçevesince, ticari kredilerde senelik sentetik referans oranına endeksli, kredi faizi sınırlarına göre zorunlu mukabil oranlarını belirleyerek %22,85’in aşılmamasını ve giderek Merkez Bankası faiz oranına yakınsamasını hedeflemekte; bu oran aşılırsa da %29,38’in üstüne çıkılmamasını hedeflemekte; ticari kredilerin hangi sektörlere (ihracat, yatırım, ziraat ve KOBİ kredileri şeklinde) yöneleceğini belirlemeyi de meydana getirmeye çalışıyor. Bunu yaparken de bankalara bu mecbur karşılıkları oldukca düşük faizli de olsa faiz getirisi getirecek menkul kıymetler tutabilme olanağı sağlıyor. Asıl önemlisi de bu siyaset demeti ile hazineye oldukca düşük faizli borçlanma olanağının yaratılmasıdır. Bu yolla düşük faizle elde edilmiş fonlar seçim harcamalarının oldukca önemli kısmı finanse edilecektir. Böylece hem ekonominin üretim ve tedarik ayağı canlı tutulacak bununla birlikte kamu finansmanı daha ucuz yolla sağlanacağı hedeflenmiştir. Merkez Bankası’ndan %13’le alınan paraların ticari kredi yoluyla ekonomiye pompalanması hedeflenmiştir.

Dünya enflasyonla uğraşmakta iken, Türkiye’nin enflasyonu göz ardı ederek büyümeyi sürdürme politikası, gerçek faiz oranlarının giderek oldukça daha negatif düzeylere erişmesi, hayattaki emtia fiyatlarının olası düşüşüne karşın, Türkiye’de emtia fiyatlarını daha da artıracağı ve Türkiye’nin enflasyon sarmalına gireceği kaçınılmaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır.