Prof Esfender Korkmaz:  AKP iktidarı ürkü arasında - 2022

Prof Esfender Korkmaz:  AKP iktidarı ürkü arasında – 2022



 

Bugün; siyaset, 2002 öncesi yıllarına benziyor. O günlerde, Türkiye’nin başka problemi yokmuş şeklinde, bir kesim tamamıyla türban sorunuyla yatıp kalkıyordu. 1997 yılında Üniversite idare kurulu olarak birkaç celse tek bir türbanlı hemşireyi konuşmuştuk.

 

Türbanlılar Üniversitelere sokulmuyordu. Öğretim üyeleri atılıyordu. Bugün ise tam tersi; Boğaziçi’nden Laik-Demokratik hocalar atılıyor.  Üniversiteler de aynen devlet gibi parti Üniversitesi oldu.

 

İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi Mezun ve Mensupları Vakfı 7 Temmuz-21 Temmuz arasında, “İstanbulluların ekonomik sosyal ve siyasal beklentileri” mevzusunda anket çalışması ve inceleme yaptı.

 

Bu araştırmada 13. Soru “Ergenekon ve Balyoz gibi davalar sizi rahatsız ediyor mu?” şeklindeydi. Anket yapıldığında 4 komutan çekilme etmemişti.

 

İstanbulluların yüzde 55.60’i “evet” diyerek, ta o vakit Ergenekon ve Balyoz gibi davalardan rahatsız olduklarını bildirdiler.

 

  1. soru “Eğer cevabınız evet ise, bu tür davaların sizi neden rahatsız ettiğini düşünüyorsunuz?” şeklindeydi… Verilen cevaplardan:

 

*Yüzde 42’si bu davaların siyasi vasıf kazandığına,

 

*Yüzde 38.30’u bu davaların orduda güvenlik zafiyeti yaratacağına ve ordunun itibarının zedeleneceğine,

 

*Yüzde 19.10’u da uzun tutukluluk sürelerinin, kişilik haklarını ihlal ettiğine inanıyordu

 

Ergenekon kapsamındaki ilk iddianame Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın tarafından hazırlandı. 86 sanıklı dava 25 Temmuz 2008’de açıldı. İlk duruşması 20 Ekim 2008’de Silivri Cezaevi’ndeki duruşma salonunda yapılmış oldu. Gel gör ki, şimdi bu savcıların tüm bunlar suçlu olarak hüküm giydi ve bir kısmı kaçaktır.

 

Ergenekon davası içinse; Yargı nihayetinde ‘Ergenekon örgütü’ adı altında bir örgüt olmadığına karar verdi. Ama Başbakan Erdoğan, türban için yapılanları bu kere Ergenekon için yapmıştı ve ‘Ben bu davanın savcısıyım’ demişti.

 

Özdemir İnce o günleri anlatırken; “Cumhuriyetle problemi olmayanların çocukları sınavları kazanıp Üniversitelere ve harp okullarına giriyordu. Siyasi islam personellerinin çocukları eleniyordu” diyor.

 

Bugün, yazılı sınavlarda FETÖ, AKP ve irtica ekibi iş birliği yapmış oldu, şifreli numaralarla bir tek kendi adamlarını aldılar, yetmedi mülakat da kalktı. Kadro işini çözmek için de önce Diyanet’e aldılar, bakanlıklara oradan transfer ettiler.

 

AKP iktidarı, Laik-Demokratik kesim üstüne 2002 öncesinde kendilerine meydana getirilen baskıdan kat be kat fazla baskı yapıyor.

 

Halkın vergileri ile maaş ve Mercedes otomobil alan, Londra’da ev alan Diyanet İşleri Başkanı açık aleni şeriat çağrısı yapıyor, 15 milyon Alevi kesimi dışlıyor.

 

2002 öncesi İmam Hatip mezunları, din işleri için istihdam ediliyordu. Kamuda yüksek makamlara ve yargıda kilit noktalara gelemiyordu. Şimdi tam tersi, İmam Hatip mezunu olmayanlar gelemiyor.

 

2002 öncesinde kamuda türban giymek suçtu ama kimse tutuklanmadı, şimdi bir sanatçı genel konuşup imam hatipliler için hakaret ettiği ve üstelik de özür dilemesine karşın, hapse atıldı. Daha sonra ev hapsinde kapılmak suretiyle özgür bırakıldı.

 

Dahası siyasi iktidar ilave maliyetler getirdi…

 

Nüfusun yüzde onunu bulan ve hemen hemen neden getirilmiş olduğu anlaşılamayan Suriyeli ve Afganlılar, millî kimliğimiz için aleni bir tehdittir.

 

Eski TBMM Başkanı, Türk milletinin temel taşı ilk 4 madde değiştirilebilir diyor. 9 Eylül İzmir’in kurtulma bayramına karşı bulunduğunu söylüyor.

 

Bütün bunlar; AKP’nin kaybetmekten ne kadar korkmuş olduğu ve panik içinde olduğunun bir yansımasıdır. Ama ne yaparsa yapsın, keser döndü, sap döndü. Gün geldi hesap döndü. Bu rüzgârla AKP’nin kaybedeceği kesindir.

 

 

Yazarın Yeniçağ Gazetesi’nde gösterilen makalesinden alıntıdır

 

ORC: AKP’nin oy payı 4 büyükşehir belediyesinde yüzde 10’dan fazla düştü

 

Kılıçdaroğlu küçük yatırımcıya seslendi: ‘Telafi edeceğiz’

 

Atilla Yeşilada:  Para da gelse, dolar da düşse Erdoğan kaybetti!