Emre Şirin: Dijitalleşen Dünyada Finansman Kaynaklarına Erişim Ve Şirketler Açısından Finansal Yönetimin Önemi - 2022

Emre Şirin: Dijitalleşen Dünyada Finansman Kaynaklarına Erişim Ve Şirketler Açısından Finansal Yönetimin Önemi – 2022



Herkesin malumu pandemi koşullarının da dayatmasıyla ülkemizde ve dünyada oldukca süratli bir dijital dönüşüm sürecine girildi.

İş modelleri, iş yapış yöntemleri ve ekonomik hayatın bütün evreleri bu dijital dönüşümden etkilendi ve etkilenmeye devam edecek.

Peki bu durum firmaların finansal yapısı açısından  ne anlam anlatım ediyor? Tabi ki birçok aşaması var ama burada ‘mali yapı, banka ilişkileri ve finansal yönetimin önemi’ benzer biçimde başlıklar açısından bir değerlendirme meydana getirmeye çalışacağım.

Mevcut ekonomik yapıda firmalar ağırlıklı olarak bankalar yahut piyasa borçlanması şu demek oluyor ki satıcı kredileri ile faaliyetlerini finanse ediyor. Özellikle kapital piyasalarının oldukca gelişmemiş olması (son dönemde bir miktar gelişme gösterse de yeterli değil), dolayısıyla sermayenin tabana yaygın olmaması, laf mevzusu durumun ana nedenleri arasında gösterilebilir. (Son dönemdeki halka arzların bu tarafın gelişmesine yeterince katkı sağlamadığını düşünüyorum.)

Yani firmalarımız tedarikçi kredileri ve öz kaynakları dışında sıklıkla banka kredilerine başvuruyorlar. Ve bunlarda ağırlıklı olarak kısa vadeli banka kredileri olarak göze çarpıyor.

Genel işleyiş de şu şekilde; firmalar çoğu zaman kısa vadeli krediler ile stok ve ticari alacak finansmanı yaparlar. Sektörlere nazaran kullanılan kredilerin vadeleri ve türleri değişkenlik gösterebilir ama genel işleyiş budur. Bu krediler, firmanın finansal gücüne, etkinlik yapısına gore değişkenlik gösteren teminat yapıları ile kullanılır. Kimi firmalar müşteri çeklerini güvence olarak gösterirken, kimi ipotek, kimi alacak temliki, güçlü olanlar da kefalet karşılığı krediler kullanabilirler.

Ve mühim husus, bankalarda firmaların kredi taleplerini değerlendiren birimler vardır ve bu birimler ancak finansal verilere ve faaliyet döngüsüne bakmazlar. Moralite dediğimiz şirket ortaklarının kişisel kredibilitesi olarak da adlandırılabilecek olan; ödeme niyeti, geçmiş ödeme performansı, ticari itibar vb. Hususlar da mühim verilerdir bankalar açısından. Bunların haricinde önemli bir faktör daha vardır. O da şirket ortaklarının banka yöneticileri ile kurdukları itimat ve arkadaşlık ilişkileri. Ülkemizde böyle yürüyor bu işler.

Bunları anlatırken altını çizmek istediğim şey şu; doğrusu bugüne dek ki şirket-banka ilişkilerinde işin arasında ‘İNSAN’ faktörünün ağırlığı son derece yüksekti. Firmanın finansalları ara sıra istenilen düzeyde olmasa da ilişkiler yöntemiyle finansman sağlanabiliyordu bankalardan.

Bu bilgiler ışığında öne çıkan en mühim sual şu; acaba bundan sonra bu ne kadar vakit daha bu şekilde devam edebilecek yahut devam edebilecek mi?

Pandemi öncesinde de dünya ekonomisinin en mühim sorunlarının başında gösterilen yüksek borçluluk, pandemi sürecinde ortaya çıkan ekonomik kayıpların telafisi amacıyla yürütülen programların etkisiyle çok daha yüksek seviyelere ulaştı. Merkez Bankaları bilançolarını büyüttü, mevcudiyet alım programlarıyla ekonomileri ve piyasaları destekledi ve devam ediyor. Sınırsız teşvik ve desteklerle hükümetler, derin bir krizin önüne geçmeye çalışıyor.

Peki pandemi dönemi hemen sonra dünya istenilen düzeyde büyüyebilecek mi? Ya da ne kadar müddette büyüyebilecek ve bu ne seviyede sürdürülebilir olacak? Pandemi öncesi büyüme rakamlarına ulaşılsa dahi bu gelişme, dünyanın içerisine sürüklendiği borç sarmalından çıkmasını sağlayabilecek mi?

Bunları belirttim bundan dolayı bahsedilen konum ülkemiz ve firmalarımız için de geçerli.

 

Finansmana Erişim Daha Da Zorlaşacak!

Bundan sonraki süreçte kredi verenler şu demek oluyor ki ağırlıklı olarak bankalar, yoğurdu üfleyerek yemenin de ötesine geçecekler, geçmek zorundalar. Risk kontrolü ve kredibilite sorgulamaları oldukca daha fazla ehemmiyet kazanacak. Kişisel inisiyatifler alınarak verilen kredilerin payı her geçen gün azalacak ve muayyen bir zaman sonra ortadan kalkacak.

Peki bunun anlamı nedir?

Artık firmaların finansal göstergeleri kredilendirme politikaları açısından hiç olmadığı kadar mühim hale gelecek. Sistemsel yani yazılan algoritmalarla şirketler için rating oluşturulacak (hali hazırda yapılıyor fakat şahsi değerlendirmeler hala ön planda), tıpkı bireysel kredilerde gelinen son aşamada olduğu gibi şirketler için de otomatik olarak onaylanan ve limit sınırının olduğu, kişisel inisiyatifin olmadığı bir yapı azar azar hayata geçmeye başlamış olacak.

Bütün bu yaşanmış olan dijitalleşme, e-satmaca, e-irsaliye, e-beyanname vb uygulamalar kanalıyla firmaların verilerinin sisteme entegre edilmesi şeklinde olgular da bu periyodu hızlandıracak. Yani bahsettiğimiz ‘duygulardan uzak, verilere dayalı kredilendirme bankacılığı’na geçişi reel sektör kabul etmek niteliğinde ve buna uygun bir yapısal dönüşüme vakit kaybetmeden girmesi gerekiyor.

Bunu sağlayabilenler ayakta duracak ve büyüyerek yoluna devam edecek, diğerleri ise maalesef tarih sahnesinden silinecek.

Hali hazırda birtakım bankaların ‘Dijital Tüzel Krediler’ vermeye başladığını ve bunu geliştirmek için yoğun bir halde çalıştığını biliyoruz.

Yani firmaların bilanço ve gelir tablosu verileri, krediye erişimleri için bir nevi vize işlevi görecek. Zaten ‘Kurumsal KKB’, ‘Bireysel KKB’, ’Çek Ödeme Performansı’ şeklinde veriler kanalıyla istihbari verilere de ulaşılabiliyor.

Burada şu önemli sorular gündeme geliyor;

  • Firmalar bu yeni düzenin farkında mı?
  • Farkında ise ne kadar hazır?
  • Hazır değilse, adapte olmak için ne yapması icap ettiğini biliyor mu?
  • Biliyorsa gerekeni yapıyor mu?

Yukarıdaki sorulardan birincisinin cevabının evet bulunduğunu ve ikinci probleminin cevabı olarak da henüz hazır olmadıklarını varsayarak, neler yapılması icap ettiğini ifade etmeye çalışalım. (Birinci probleminin cevabı hayır ise aslına bakarsan büyük problemler kapıda anlama gelir)

ilk olarak doğru bir finans ekibi oluşturmak zorundalar.

Bu takım; çözümleme yapabilen, faaliyetlerin etkinliğini ölçüp yönetimle paylaşabilen, finansal verilerin gidişatını değerlendirip firma stratejisi ile uyumlu olup olmadığını net bir halde ortaya koyabilen, doğru bütçeleme yapabilen, nakit akışı yönetimini sağlıklı bir biçimde kurgulayabilen, yatırım kararlarının fizibilitesini yapıp artılarını eksilerini değişik senaryolarla ortaya koyabilen, doğru finansman kaynaklarını kullanıp doğru varlıklara yönlendirebilen, riskten korunma yöntemlerini bilen ve uygulayabilen bir yapıda olmalıdır.

İkinci adım olarak; firma yönetimi yukarıda belirtilen yetkinliklere haiz finans lideri ve kadrosu ile ahenkli olabilmeli ve fikirlerini dikkate almalı. Yani finans ekibi sözde değil, özde var olmalı.

Üçüncü adım; şirketler ancak operasyonel faaliyetlerin yürütülmesi ve finansal verilerin analizleri ile yetinmemeli, dünya ve ülke ile alakalı makro ekonomik verileri, dünya ticaretindeki gelişimleri, sektörel gelişme ve dönüşümleri yakından takip etmeli.

Belirtilen hususlar yardımıyla şirketler kaliteli finansallara haiz olabilecek ve bu yapıyı sağlamlaştırabilecek, bununla birlikte kredibilite artışı sağlayarak kredi kanallarına daha rahat ve müsait koşullarda erişerek rekabet pozitif yanları elde edebileceklerdir.

Tüm bu anlatım ettiklerimiz aslen firmaların sürdürülebilir gelişme ve karlılık hedeflerine ulaşmalarını sağlayacak hususlar olarak değerlendirilebilir. Firmaların büyüklüğü mutlaka ihtiyaç duyulan yapısal dönüşümü sağlayabilecek bir kurumsal anlak, her işi uzmanına delege eden profesyonel bir bakış, ayakta kalabilmenin ön şartı olarak ön plana çıkıyor.

Umarım finansal yönetim kavramının önemi fark edilir ve ülke ekonomisine daha fazla katkı elde eden bir yapı ortaya menfaat.

 

Anahtar Kelimeler: Finans, finansman, kredi, banka, iktisat, firma

 

Emre ŞİRİN