Çetin Ünsalan: Türkiye neye inanıyor? - 2022

Çetin Ünsalan: Türkiye neye inanıyor? – 2022



Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’nin yeni ekonomi modelini anlattığı bolca ‘doks’lu konferans sosyal medyadan geleneksel medyaya, siyasetten mizaha kadar her insanın gündemine oturdu.

İşin bir tarafı ise asla konuşulmadı. Temelde söylenmeye çalışılan geleneksel yöntemlerin dışına çıkıp, değişik bir görüş sergilendiğiydi. Yani o kimsenin anlamadığı konuşmanın özeti buydu.

Konuşulmayan yan ise farklı görüşün ne olduğuydu. Farklı bir inanış sergiliyor olabilir miyiz? Olabiliriz… Peki o değişik inanış ne? Yani daha düz sormak gerekirse, Türkiye ekonomide neye inanıyor?

Göstergelere… Yapılan uygulamalar göstergeleri düzeltmediğinde, göstergeleri manipüle ederek arzu ettiğiniz noktaya yaklaştırmak bir ekonomik model değil, bir hülle uygulamasıdır.

Üretime inanıyor olabilir miyiz? Mesela bu konuyla ilgili iyi mi bir emek harcama yaptık. Sıkıştığımız noktada inşaat oluşturmaya çalışıp, diğer sektörlerin gereksinimlerini görmezden gelmek bir üretim inanışı mıdır?

Herhangi bir veri bütünü oluşturmadan, gelecek projeksiyonu çizmeden teşvik dağıtmak, kredi mekanizmasını harekete dercetmek, yarına ilişkin ekonomiyi finanse etmek midir?

Ciro ile kar arasındaki farkı gözetmeksizin, üretenin, ihracat yapanın döviz hasılatını TL’ye çevirip kur riski dibine girmesini sağlamak bir inanış mıdır? Bu zorlanmanın süreç içinde istihdamı azaltacağını görmemek bir öngörü müdür?

Tarım politikalarını verdikleri teşvik, erteledikleri krediden ibaret görüp, girdi maliyetlerine yok muamelesi yapmak, çiftçiye sahip çıkmak mıdır? Gençleri anlamaya çalışmak icap ettiğini söyleyip, her fırsatta çapulcu gibi tanımlamalarla aşağılamak gençlik politikası mıdır?

Mesela işsizden sağlık sigortası primi almak hangi aklın ürünüdür? Teşvikleri çalışırken insanların işsizlik günleri için biriktirdiği fondan verip, sonrasında da destek söz etmek, verdiği parayı da yok saymak neyin inancıdır?

Veresiye defterinden çıkarıp, kredi kartına boğulan insanların işin içinden çıkamadığını görmek ve karşılığında da porsiyon küçültülmesini tavsiye edip, büyük bir israf ekonomisi uygulamak mıdır farklı olan?

Sorunlarını dile getirenlere ‘gidersen git’ demek, hangi ekonomik farklılaşmanın ürünüdür mesela?

Yine mesela şartlar değişse ve Türkiye’ye 2 binli yıllardaki şeklinde para aksa, bugün değişik görüşle üretimi desteklediklerini söyleyenler, hangi de farklı olmayı seçecekler mi; yoksa birden Ortodoks politikalara mı dönecekler?

Şuna adım şeklinde inanırım ki, bugün ekonomi politikası dile anlatıların günü kurtarmaktan ve sorunları makyajlamaya çalışmaktan başka bir amacı yok. Yani ortada bir inanış yok. Sadece çaresizlikten savrulan bir yaklaşım var. Mesele de, sıkıntı da budur.

[email protected]

Not: Sevgili arkadaşlar canlı yayınlarla yer alacağım bir zirve sebebiyle bu hafta sizlerle başka yazılarda birlikte olamayacağız. 10 Ekim Pazartesi günü yeni yazımızda buluşana kadar esen kalın.

Book of Ra