Cemre Yoldaş:   PERDENİN ARKASINDAKİLERE ALDIRMAYIN - 2022

Cemre Yoldaş:   PERDENİN ARKASINDAKİLERE ALDIRMAYIN – 2022



 

Herkese merhaba, Yazıyı okumaya başlamadan önce birkaç bilgi vermem icap ettiğini düşünüyorum.

  1. Aşağıdaki yazıya hiçbir yorum eklenmemiştir. Bu makale, Zeitgeist: The Movie Belgeselinde para kısmında anlatının yazıya dökülmüş halidir.
  2. Yazının devamı olacaktır.
  3. Belgeseli izlemek isteyenler linki aşağıda bulabilirler.

 

1775, Amerikan İhtilali başladı, Amerikan kolonileri İngiltere’den ve onun baskıcı monarşisinden kurtulmak istediler. İhtilal için birçok niçin bulunsa da içlerinden bir tanesi ana neden olarak göze çarpıyor: İngiltere Kralı III. George, kolonilerin elde ettikleri ve kendilerine kullandıkları faizsiz serbest kazancı yasakladı bunun yerine onları İngiltere Merkez Bankası’ndan kredi almaya zorlayarak kolonileri borç içerisine soktu. Benjamin Franklin’in de sonradan yazdığı şeklinde: Kral III. George’un, kolonilerin sıradan insanları para babalarının pençesinden kurtaracak dürüst ve serbest bir para sistemini hayata geçirmelerini reddetmesi, muhtemelen ihtilalin başlıca sebebidir.

1783 yılında ABD, İngiltere’ye karşı bağımsızlığını kazanmıştır. Halbuki Merkez Bankası konseptiyle ve onları kuran açgözlü adamlarla yapılacak harp daha yeni başlamıştı. Peki, Merkez Bankası nedir?

Merkez Bankası, tüm ulusun para birimini üreten bir kurumdur. Tarihteki örnekleri incelediğimizde, merkez bankacılığının temelinde iki şeyin yattığını görürüz. Faiz oranlarının kontrolü ve para arzının şu demek oluyor ki enflasyonun kontrolü. Merkez bankası aslında para vererek bir devlet ekonomisini beslemez, parayı devlete faizli borç olarak verir. Ve ödünç verdiği bu paranın miktarını yükselterek ya da düşürerek piyasada muamele gören paranın değerini ayarlar.  Anlamanız gereken şey, bütün bu sistem uzun vadede tek bir şey üretir: Borç.

Bu dümenin farkına varmak için oldukça fazla maharet gerekmiyor. Merkez bankası, ürettiği her bir doları faizli borç olarak verir. Bu üretilen her bir dolar, doların kendisi ve buna ilaveten o doların belli bir yüzdedeki faizi anlama gelir. Ve bir merkez bankası, tüm ulusun para birimini üretmekte tekel haline vardığında ve her bir doları, üstüne yapışmış borçla birlikte kiraladığında… Bu borcu ödeyeceğiniz para nereden gelir? O da yine merkez bankasından gelir. Yani merkez bankası, ortaya çıkan ödenmemiş borç açığını kapatmak için düzenli olarak para arzını arttırır tabii bu parada piyasaya faizli borç olarak verilir o da daha çok borç yaratır. Bu sistemin nihai sonucu ne olursa olsun köleliktir. Hükümetin ve tabii ki halkın, bu kendi kendini yaratan borçtan kurtulması imkansızdır. Bu ülkenin kurucuları bunun çok iyi farkındaydı.

“Bence banka kuruluşları, düzenli ordulardan daha tehlikelidir. Eğer Amerikan halkı özel bankaların piyasaları test etmesine izin verirse bankalar ve firmalar etraflarında büyüyecek, bütün mal varlıklarını ellerinden alacak ve bir gün evlatları, atalarının fethettiği bu topraklarda evsiz uyanacak.” Thomas Jefferson

“Eğer bankerlerin kölesi olarak kalmak ve kendi köleliğiniz için bedel ödemek istiyorsanız, bırakın para üretmeye devam etsinler ve ulusun tüm parasını kontrol etsinler.” Sir Josiah Stamp

  1. yy’ın başlarında ABD, zalim maddi menfaatlere hizmet eden birçok merkez bankacılığı sistemini hayata geçirdi ve kaldırdı. O sıralarda bankacılık ve iş dünyasının kabul edilen aileleri: Rockefeller, Morgan, Warburg ve Rothschild aileleriydi. 1900’lü yılların başlarında bu aileler bir kez daha, yeni bir merkez bankasının kurulması için kanun çıkmasını istediler. Ama biliyorlardı ki hem hükümet aynı zamanda halk, bu kurumlardan usanmıştı. Bu yüzden kamuoyunu yönlendirmek için bir hadise yaratmaya gereksinim duydular. Herkesin bir finans otoritesi olarak gördüğü J.P. Morgan, güçlü nüfusunu kullanarak, New York’ta çok meşhur bir bankanın batkı ettiği, batmış olduğu söylentilerini yaydı. Morgan bunun, öteki bankaları da etkileyecek bir histeri krizine neden olacağını biliyordu. Nitekim oldu da. İnsanlar, birikimlerini yitirme korkusuyla bütün paralarını çekmeye başladı. Haliyle bankalar borçlarını öğrenim etmek mecburiyetinde bırakıldı, borç alanlar ödeyebilmek için mallarını sattılar ve sonuç olarak birçok iflas, satış ve anarşi meydana geldi. Birkaç sene sonra parçaları yerlerine oturtan Fredrik Allen, LIFE dergisinde şunları yazdı: Morgan hisseleri hasılat sağladı… 1907 krizini hızlandırmak için onu sinsice yönettiler.”

Tezgâhtan habersiz Parlamento, “1907 Krizi” hakkında ve banka kartelleriyle sıkı ilişkiler arasında bulunan ki hemen sonra bir evlilikle de Rockefeller ailesine katılan Senatör Nelson Aldrich başkanlığında bir inceleme başlattı. Aldrich’in komisyonu 1907 tarihindeki krizin yine yaşanmaması için bir Merkez Bankası’nın kurulmasını önerdi. Bu tam da uluslararası bankerlerin, planlarını yürütmek için ihtiyaç duydukları şeydi. 1910’da J.P. Morgan’ın Georgia sahili Jekyll Adası’ndaki konutunda gizli saklı bir toplantı yapıldı. Burası “Federal Rezerv Kanunu” diye adlandırılan akdin imzalandığı yerdi. Kanun bankerler tarafınca yazılmıştı, hukukçular tarafınca değil. Görüşme hükümetten ve kamuoyundan o denli gizliydi ki, katılan yaklaşık 10 şahıs birbirlerine hitaben kullandıkları isimlerini sakladılar. Akdi imzaladıktan sonra, siyasi arenadaki adamları Senatör Nelson Aldrich’e verdiler ki o da bunu Parlamento’dan geçirdi. 1913 senesinde, bankerlerin de şiddetli desteğiyle Woodrow Wilson başkan seçildi ve seçimlerdeki desteğin karşılığı olarak da “Federal Rezerv Kanunu”nu imzalamayı kabul etti. Noel’den iki gün önce, birçok mebus evlerinde aileleriyle birlikteyken, “Federal Rezerv Kanunu” onaylandı ve Wilson bunu yasa haline getirdi. Yıllar sonra Woodrow Wilson pişmanlık içinde şöyleki yazdı:

“Büyük endüstriyel ulusumuz, kendi mali sistemi tarafınca test edilir. Mali sistemimiz özelleşmiş bir toplum halindedir. Bu yüzden, ulusun kalkınması ve öteki bütün hareketleri niyetleri iyi ve halkın yararına dahi olsa bir avuç erkeğin elindedir. Bu adamlar, kendilerinin ve birtakım kişilerin paralarının dahil olduğu büyük yatırımlarla ilgilenmektedir ve çıkarları için gerçek ekonomik bağımsızlığa zarar vermektedir. Uygar dünyanın, tamamen test edilen, sindirilen ve en fena yönetilen devletlerinden biri haline geldik. Fikir özgürlüğünün, yönetime inancın ve demokratik seçme özgürlüğünün olmadığı bir devlet ki, hâkim ufak bir grubun keyfine ve zikrine kalmış.”

Kongre üyesi Louis McFadden da aslen gerçeği, kurmaca kanunlaştıktan sonrasında söylemiştir:

“Burada bir dünya bankası sistemi kuruluyor, Uluslararası bankerler tarafınca test edilen bir merkez. Beraber hareket edip kendi ihtirasları için dünyayı köleleştiriyorlar. Devlet, Federal Banka tarafından gasp ediliyor.”

Şimdi halka Federal Rezerv Sistemi’nin ekonomik bir dengeleyici olduğunu söylediler. Enflasyonun ve ekonomik krizlerin geçmişte kaldığını söylediler. Tabii tarihin bizlere gösterdiği gibi, hiç bir şey değişmeyecekti. Şimdi uluslararası bankerlerin elinde hırslarına yeni boyutlar kazandıracak işleyen bir makine vardı. Örneğin, 1914-1919 yılları arasında Federal Banka piyasaya para arzını hemen hemen %100 arttırdı. Küçük bankalara büyük borçlar verildi. Sonra 1920 yılında, Federal Banka büyük miktarda parayı piyasadan geri çekti dolayısıyla kredi veren bankalar büyük miktarda borcu geri istedi ve tıpkı 1907’deki gibi bankalara hücum, batık ve iflas yaşandı. Federal Rezerv Sistemi haricinde kalan 5400 rakip banka iflas etti. Tekel iyice bu bir internasyonal bankerin eline geçti. Bu mevzuda Kongre üyesi Lindberg, 1921 yılında şu şekilde dedi:

“Federal Rezerv Kanunu altında, krizler ilmi olarak yaratılmaktadır. Şu anki kriz, yaratılanların ilkidir ve matematiksel denklemden ibarettir.”

Halbuki 1920’deki kriz sadece ısınma turuydu. 1921-1929 yılları arasında Federal Banka para arzını yeniden yükseltti, halka ve bankalara yeniden büyük borçlar verdi. O sırada borsada marj kredisi denen yeni bir kredi tipi vardı. Basitçe, bir yatırımcı bir hisse senedine değerinin ancak %10’unu ödeyip haiz oluyordu, kalanı için broker’a borçlanıyordu. Bir başka deyişle, bir şahıs $1000’lık hisseyi $100 dolar ile alabiliyordu. Bu yöntem 1920’lerde fazlaca popülerdi sanki herkes borsada para kazanmaya başlamıştı. Ama bu kredi tipinin bir handikabı vardı. Parayı her an geri isteyebilirlerdi ve 24 saat arasında ödemek zorundaydınız. Buna marj çağrısı denirdi ve marj çağrısı cevabında genellikle, borca girerek aldığınız hisseyi satmak zorunda kalırdınız. Ekim 1929’dan birkaç ay önce, J.D. Rockefeller, Bernhard Barack ve öteki simsarlar sükunet içinde borsadan çekildi ve 24 Ekim 1929’da marj kredisi vermiş New York’lu finansçılar alelacele paralarını geri istemeye başladılar. Bu borsada inanılmaz büyük bir tasfiye satışına neden oldu. Çünkü hepimiz marj borçlarını ödemek istiyordu. Bu da bankalara akın başlattı ve sonuç olarak 16 binin üstünde banka iflas etti ve aralarında anlaşan uluslararası bankerler rakip bankaları ucuza satın almakla kalmadı hem de koca şirketleri de üç beş kuruşa satın aldılar. Bu Amerikan tarihli en büyük soygundu. Ama burada bitmedi. Federal Banka para arzını arttırıp bu ekonomik çöküşe son vereceğine, hiç bir şey yapmadı ve insanlık tarihinin en büyük buhranına ön ayak oldu. Bir kez daha banka kartellerinin uzun zamandır düşmanı olan kongre üyesi Louis McFadden, Federal Rezerv yönetimini suçlayarak takibat başlattı ve bunalım hakkındaki konuştu:

“Bu dikkatlice ayarlanmış yapay bir vakaydı. Bankerler hepimizi umutsuz bir duruma soktular, bizi bu biçimde yönetebileceklerdi.”

Beklendiği gibi, iki suikast teşebbüsünden sonrasında McFadden itham ettiği suçlamaların üstüne gidemeden bir ziyafette zehirlendi. Ülkeyi sefalete sürükledikten sonrasında Federal Rezerv bankacıları, Altın Standart’ının kaldırılması gerektiğine karar verdiler. Bunun için öncelikle sistemde kalan altını elde etmeleri gerekiyordu. Bu yüzden bunalıma son vermek bahanesiyle 1933 yılında el koymaya başladılar. 10 yıllık hapis tehdidiyle ABD’daki herkes haiz oldukları altın külçelerini Hazine’ye vermeye zorlandı yani halkın geriye kalan tek mal varlığını da soydular. 1933’ün nihayetinde Altın Standart’ı lağvedildi. 1933 yılından ilkin basılan bir dolara bakarsanız, üstünde “Altına Çevrilebilir” yazar. Şimdiki dolara bakarsanız üstünde “Kanuni Para” yazar, kısaca hiçbir geri dönüşü yoktur. Değersiz bir kâğıt parçasıdır. Paramıza değer kazandıran tek şey, piyasada ne kadar bulunduğudur. Bu yüzden para arzını ayarlamak bununla birlikte paranın değerini de ayarlama demektir bu da tüm ekonomilere ve toplumlara diz çöktürebilecek bir güç anlama gelir.

“Bana bir ulusun para arzının kontrolünü verin, o zaman kanun koyanları bile takmam.” M.A. Rothschild, Rothschild Bankacılık Krallığı’nın kurucusu

Kesinlikle anlamanız gerekir ki: “Federal Rezerv” özel bir şirkettir. Federal Express (Fed-Ex) ne kadar federalse, o da o denli federaldir. Kendi politikasını uygular ve gerçekte A.B.D hükümetinin denetiminde değildir. Hükümete tüm para birimini faizli borç olarak veren hususi bir bankadır ve bu ülkenin Amerikan İhtilali’nde bağımsızlığını duyuru ederek kaçtığı sahtekâr merkez bankası modeliyle tamamen aynıdır. 1913’e geri dönersek, Federal Rezerv Kanunu parlamentodan geçen tek anayasaya aykırı kurmaca değildir. Ayrıca “Federal Gelir Vergisi”ni de kabul ettirdiler. Amerikan camiasının federal gelir vergisine tepkisizliği de dikkate kıymet bir mevzudur ve Amerikan halkının ne kadar aptal ve ilgisiz bulunduğunun reel bir kanıtıdır. Öncelikle, federal gelir yasası doğrudan ve taksitlendirilmeden alındığı için tamamen anayasaya aykırıdır. Anayasaya nazaran tüm doğrudan vergilerin taksitlendirilmesi kanuni hakkımızdır. İkinci olarak, gelir vergisine izin verecek kanuni değişikliği onaylayacak eyalet çoğunluğu asla bir araya gelmemiştir ve bu konu günümüz mahkeme davalarına konu olmuştur.

“Eğer 16. Yasa tasarısını dikkatlice okursanız yeterli sayıda eyaletin tasarıyı hiç oylamadığını görürsünüz.” A.B.D Bölge Hâkimi James C. Fox-2003

Üçüncüsü, bugün yaklaşık bir işçinin gelirinin kabaca %25’i bu vergiyle ellerinden alınıyor ve tahmin edin para nereye gidiyor. Sahtekâr Federal Rezerv Bankası tarafından üretilen paranın, faiz borcunu ödemeye harcanıyor, aslen var olmayan bir sisteme. Yılın 4 ayında emek vererek kazanmış olduğunuz para yasal olarak özel Federal Rezerv Bankası’nın sahibi olan internasyonal bankerlerin ceplerine giriyor. Ve dördüncüsü, her ne kadar dolandırıcı hükümet bu gelir yasasının zorunluluğundan bahsetse de bunu size öğretecek hiç bir madde, hiçbir kanun bulunmamaktadır.

“Tabii ki harbiden bir yasa olmasını bekliyordum, bize bu vergiyi vermemizi söyleyen ve kanun kitabında gösterebileceğimiz bir madde. Kesinlikle olmalıydı. Öyle bir noktaya geldim ki, bir insanı buna zorunlu kılan hiçbir madde bulamadım. Sadece beni değil, tanıdığım birçok insanı da ilgilendiriyordu ve istifa etmekten başka deva bulamadım. Federal gelir vergisi zarfını işten ayrıldığımdan beri doldurmadım.” Joe Turner- Former IBS Agent

“2000 yılından beri yaptığım ve hala devam ettirdiğim araştırma sonucunda, hala bu yasayı bulamadım. Meclise sormuş oldum, birçok insana sordum, vergi dairesi danışmanlarına sordum yanıt veremediler. Çünkü biliyorlar ki yanıt verirlerse tüm Amerikan halkı bunun bir dolandırıcılık bulunduğunu öğrenecek. 1999’dan beri vergi zarfını doldurmuyorum.” Sherry Jackson – Former IBS Agent

Bu gelir vergisi, bütün ülkenin köleleştirilmesinden başka bir şey değil. Şimdi ekonominin kontrolü ve mal varlığımızın düzenli olarak soyulması bankerlerin elinde tuttuğu Rubik küpünün ancak bir yüzü. Kâr sağlamanın ve kontrolün öteki aracı, savaş…

 

Lınkler

Zeitgeist The Movie (Belgesel) – Türkçe Altyazılı – YouTube

Watch Peter Joseph Zeitgeist The Movie, Zeitgeist Addendum and Zeitgeist Moving Forward Online — Zeitgeist Film Series (zeitgeistmovie.Com)