Celal Şengör’den ‘Nuh Tufanlı’ müdafaa - 2022

Celal Şengör’den ‘Nuh Tufanlı’ müdafaa – 2022



Profesör Celal Şengör, Habertürk’te katılmış olduğu Teke Tek Bilim programında, Musa ve İbrahim peygamberlerin yaşadığına dair bir kanıt olmadığını, tarihi bir benlik olarak yaşadığı kati olarak bilinen tek peygamberin Hz. Muhammed olduğunu söylemişti.

Programa RTÜK tarafınca ceza verilirken, Şengör savcılık tarafından “Halkın Bir Kesiminin Benimsediği Dini Değerleri Alenen Aşağılamak” suçlamasıyla ifadeye çağrılmıştı.

Soruşturma savcısının, Gülşen’i tutuklamaya sevk eden savcı olması dikkat çekmişti. Bugün ifadeye gidecek Şengör’ün avukatı Celal Ülgen’in hazırladığı savunmaya Cumhuriyet ulaştı.

Wikipedia’da var

“Bu değerlendirme bilimsel bir değerlendirme olup zamanı bir gerçeklik taşımaktadır” denilen savunmada “Sayın Cumhuriyet Savcısı ancak Wikipedia’ya bile bakmış olsalar ne demek istediğimizi anlamış olur” ifadeleri kullanıldı. Wikipedia’dan yapılan alıntılar savunmada şu şekilde yer aldı:

“Musa’yla alakalı ilk yazılı kaynak Babil Sürgünü esnasında üretildiği kabul edilen metinlerdir. Bu metinler Musa’nın yaşadığına inanılan dönemden ortalama olarak 1000 yıl sonrasına denk geliyor ve Musa yada Kutsal kitap ile alakalı birtakım anlatıların Babil-Sümer anlatıları ile benzerliklerine de ışık tutabilir. (…) Musa’nın doğumu ve büyütülmesi ile alakalı anlatılan öykülerin bir bölümü Akad kralı Sargon, Hint en:Karna ve Yunan Oedipus öyküleri ile örtüşür, yani açık ki masalsı bir karaktere yakıştırmadır. (…) 21. Yüzyılın başlarında arkeologlar, İbrahim, İshak veya Yakup’u güvenilir zamanı şahsiyetler yapacak herhangi bir kontekst kurma umudundan vazgeçtiler.”

Prof. Celal Şengör’ün savunmasında bütün bunlara ayrıca Nuh Tufanı’nın da masallara dayandığı anlatıldı:

“Şengör’ün 2003’te dünyanın en prestijlilerinden olan ABD Jeoloji Derneği tarafından piyasaya çıkan bir kitabında Nuh Tufanı menkıbesini ayrıntılı olarak inceleyerek onun da 1875’ten beri pek fazlaca Eski Ahit uzmanı, Asurolog, tarihçi ve arkeoloğun da defaatle yayımladığı benzer biçimde—tamamen Sümer, Asur ve Babil mitolojilerine, kısaca masallarına dayandığını, sözde dünyayı kaplayan bir tufan için jeolojik en küçük bir iz bile bulunamadığını belgelemiştir. Şengör’ün eserinin orijinalliği ilk kez Sümer, Akkad, Babil, Yunan ve Eski Ahit anlatılarını sütunlar halinde dizerek bir ‘deneştirme şeması’ oluşturması olmuştur. Şengör’ün şeması hiç bir şüpheye mahal bırakmayacak bir şekilde Nuh Tufanı menkıbesinin eski Mezopotamya masallarından türediğini ispat etmekte, kendinden ilkin pek fazlaca bilim insanı tarafınca aslına bakarsanız ortaya atılmış bu görüşü desteklemektedir. Bu şema dilekçemiz ekinde sunulmaktadır.”

Ortaçağ’da, kilisenin bilim insanlarıyla çatışmasının anlatıldığı savunmada, bilim ile dinin ilişkisi şu şekilde tarif edildi:

“Din ve bilimin konularının birbirleriyle örtüşmediğini iddia etmek tarih cehaletinin bir sonucudur. Zaten öyle bir şey olsa binlerce yıllık sürtüşme olmazdı. Yaradılış efsanesinden tutun da Nuh Tufanı’na, dillerin ayrışmasından insanların mucizelerle hastalıklarından kurtarılmalarına, dünyanın şeklinden Ay ve Güneş’in yörüngelerine ve Güneş sisteminin geometrisine kadar pek çok mevzuda hem din hem de bilim ortaya görüşler atmışlardır. Bunların hepsi birbiriyle örtüşür ve çelişir. Bu çelişkilerin istisnasız tamamı bilim lehine çözülmüş, din her seferinde geri adım atmak zorunda kalmıştır.”

Türkiye’de Ortaçağ’a geri dönüşün yaşandığını söyleyen Şengör, savcılığa geri adım çağrısında bulundu:

“Türkiye’de de Diyanet ve RTÜK, Ortaçağ’ın görüşlerine geri dönüp benim dile getirdiğim bir tarihi reel için Habertürk kanalına ceza verilmesini temin etmişlerdir. Maalesef bir Cumhuriyet Savcısı da 21. Yüzyılda bilimi reddederek dinsel masalları değerlerin temeli yapan bir görüş için beni şüpheli ilan etmiştir. Bu meydana getirilen hiçbir bilimsel ortamda savunulamaz, her iki kurumu da gülünç duruma düşürür. RTÜK ve Savcılık bilimsel olarak hiç bir zamanı belgesi olmayan bir mitolojiye dayanarak bilime karşı çıkmaya yeltenmiştir. En çok iki tür gerçek fikrine sığınmaya kalkabilir ki, bu da günümüzde birazcık tahsilli ve aklı başında insanları ancak güldürür. RTÜK ve savcılık bilimsel bir ifadeye ceza vermeye kalkışarak, bilime karşı çıkmaktadır. Galile’yi ve Darwin’i mahkûm eden kiliseleri göz önünde bulundurarak günün birinde kendilerinin de aynı duruma düşeceğini düşünüp almış olduğu karardan vakitlice vazgeçmelidir.”

Suçlamaya mevzu kanunda “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin amme barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” yazıldığı hatırlatılırken, Şengör’ün sözlerinde hem aşağılama olmadığı bununla beraber amme barışını bozmadığı anlatıldı.

Şengör’ün savunmasında, bilim tarihi, arkeoloji, tarih, felsefe, dinler zamanı konularında 20’nin üstünde esere atıf yapıldı. Çeşitli dillerde yayımlanmış bu eserler kaynak gösterilerek, dinsel anlatıyla ilmi gerçekler arasındaki zamanı farklılıklar irdelendi.

 

 

 

cumhuriyet.Com.Tr

W